Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fırat Purtaş, Ankara'da 29-30 Ekim tarihlerinde yapılan TDT 13.
Devlet Başkanları Zirvesi'nin Türk dünyasındaki çok boyutlu ortaklık açısından taşıdığı anlamı AA Analiz için değerlendirdi.***Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları Konseyi 13. Zirvesi'ne, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 103. yıl dönümü kutlamalarıyla aynı dönemde Ankara ev sahipliği yaptı.
Cumhuriyet Bayramı heyecanı devlet başkanlarının katılımının ötesine taşındı; Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının ev sahipliğinde gerçekleştirilen TDT Cumhuriyet Bayramı Konseri, Türk cumhuriyetlerinden 400 sanatçıyı ortak sahnede buluştururken, salondaki seyirci sayısı 10 bini aştı. Aynı günlerde Türk Tarih Kurumunun gerçekleştirdiği 20.
Türk Tarih Kongresi ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının ev sahipliğindeki Türk Dünyası Diyalog Forumu gibi organizasyonlar da Türk dünyasının akademisyenlerini ve münevverlerini bir araya getirdi. Geleneksel medya ve sosyal medya aracılığıyla geniş topluluklara aktarılan bu organizasyonlar sayesinde bütün Türk dünyasının kalbi eş zamanlı olarak Ankara'da attı.1992'de başlayan sürecin devamı niteliğindeİlk Türk dünyası liderler zirvesine de 34 yıl önce Ankara ev sahipliği yapmıştı.
Bağımsızlıklarına henüz kavuşmuş 5 Türk cumhuriyetinin liderleri Ebulfez Elçibey, Nursultan Nazarbayev, Askar Akayev, Saparmurat Niyazov ve İslam Kerimov, 29-30 Ekim 1992 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Başbakanı Süleyman Demirel'in ev sahipliğinde Ankara'da buluşmuştu. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) çözülmesinden yalnızca bir yıl sonra gerçekleştirilen bu buluşma, Türk tarihi bakımından önemli bir dönüm noktası oluşturuyordu.
Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan'ın bağımsızlığını ilk tanıyan ve bu cumhuriyetlerle diplomatik bağları ilk kuran devlet olan Türkiye, 1992 Ankara Zirvesi aracılığıyla Türk devletleriyle çok taraflı işbirliğinin temellerini oluşturdu. SSCB'nin dağılmasıyla ortaya çıkan belirsizlik koşullarında, dönemin ismiyle Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi olarak gerçekleştirilen toplantıda, düşlerle gerçekler arasındaki aşılması imkansız görünen uzaklıklara karşın büyük idealler ortaklaşa dile getirildi.TDT 13.
Devlet Başkanları Zirvesi de 1992 yılında başlayan bu sürecin devamını oluşturuyor. Aradan geçen 34 yılın ardından Türk dünyasının bütünleşmesinde, erişilmez görülen hayallerin ötesinde, o dönemde hayali bile kurulamayan çok sayıda somut işbirliği uygulamaya konuluyor. 2009 yılında imzaya açılan Nahçıvan Anlaşması, Türk devletleri arasındaki çok taraflı işbirliğini kurumsal bir zemine taşıması bakımından önem taşıyor.
Bunun yanı sıra Türk Konseyi isminin Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirildiği, Türk Dünyası 2040 Vizyonu'nun da kabul gördüğü Ekim 2021 İstanbul Zirvesi, Türk dünyası ortaklığının çok boyutlu bütünleşmeye evrilmesinin önünü açtı. 29-30 Ekim tarihlerindeki Ankara Zirvesi'nde ise kurumsallaşmayı daha güçlü hale getirme ve bütünleşmeyi daha ileriye taşıma vurgusu ağırlık kazandı.TDT'nin bağlayıcılığı olan kararlar üreten uluslararası bir örgüt haline getirilmesi, bu kararların hayata geçirilmesini kolaylaştıracak bir kurumsal mimariyi gerekli kılıyor.
Teşkilat çatısı altında ticaret, gümrük, ulaştırma, eğitim, turizm ve enerji dahil 60'tan fazla farklı alanda ortaklığı geliştirmek amacıyla çalışmalar gerçekleştiriliyor. Bu çalışmalar çerçevesinde bakanlar, kıdemli memurlar, sektör temsilcileri, STK üyeleri ile ilgili birimler çeşitli toplantılarda buluşuyor. Söz konusu toplantılardan çıkan kararların izlenmesinde ve uygulamaya aktarılmasında güçlüklerle karşılaşılıyor.
Yalnızca dışişleri bakanlıklarının kadrolarından oluşmayan; ekonomi, ticaret, ulaştırma ve milli eğitim gibi icracı bakanlıkların daimi temsilcilerini de kapsayan uzmanlaşmış organların oluşturulması, kararların uygulanmasına hız kazandıracaktır. Ayrıca Türk Yatırım Fonu ile Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği benzeri yapıların daha etkin çalışmasını sağlayacak mekanizmalar da ekonomik ortaklığın ve ticaretin büyütülmesi için vazgeçilmezdir.Jeopolitik, ticaret ve güvenlikte kaydedilen gelişmelerAnkara Zirvesi tamamlanırken dönem başkanlığını Azerbaycan'dan Türkiye devraldı.
Azerbaycan'ın dönem başkanlığı süresince, 1926 Bakü Türkoloji Kongresi'nin 100. yıl dönümünde ortak alfabenin kabulü ve UNESCO'nun 15 Aralık tarihini "Türk dili ailesi günü" olarak kutlaması gibi son derece önemli gelişmeler yaşandı. 163 maddeden oluşan sonuç bildirisinde, Azerbaycan'ın dönem başkanlığı sırasında hayata geçirilen projeler memnuniyetle anılırken, Oğuz, Kıpçak ve Karluk dil gruplarını içine alacak "Büyük Türk Dili Yapay Zeka Modeli"nin geliştirilmesi gibi yeni projeler de ortaya konuldu.
Bildiride yer alan maddeler, TDT çatısı altında kültürel ve toplumsal alanların yanı sıra eğitim ve gençlik başlıklarındaki işbirliğine verilen önemi yansıtıyor. TDT'nin ortaklık yapısı kültürel bir temel üzerinde yükseliyor. Buna karşılık dil, tarih ve inanç birlikteliğinin her durumda işbirliğine dönüşmediğinin en çarpıcı örneğini Rusya-Ukrayna Savaşı oluşturuyor.
Türk devletlerinin ortak değerlerinden hareketle karşılıklı güven oluşturması ve işbirliklerini sanayiden ticarete, enerjiden güvenliğe uzanan farklı sahalarda çeşitlendirip derinleştirmesi, TDT'nin başarısını ortaya koyuyor.Diğer taraftan, TDT'yi sadece yumuşak güç unsurlarına yaslanan veya kültürel işbirliğinin dışına çıkmayan bir yapı olarak tanımlamak, jeopolitik, ticari ve güvenlikle ilgili alanlarda sağlanan somut ilerlemeleri görmezden gelmek anlamına geliyor.
Teşkilatın oluşturduğu çok taraflı işbirliği zemini, üyeler arasındaki sınır anlaşmazlıkları dahil muhtemel kriz konularının diplomatik yollarla çözüme kavuşturulmasına olanak tanıyor. Azerbaycan'ın zaferle tamamladığı 44 günlük "Vatan Muharebesi" boyunca ortaya konulan dayanışma ile Kıbrıs Türklerinin eşit haklarının güvenceye alınması ve Afganistan'ın yeniden yapılanması gibi bölgesel konular karşısındaki tutum, dış politikadaki ortaklığı ortaya koyuyor.
Türkiye, Azerbaycan ve Özbekistan arasında savunma ve güvenlik alanlarında güçlenen müttefiklik bağları ve "Ankara Bildirisi"nde belirtildiği gibi imzalanma aşamasına ulaşan "Türk Devletleri Arasında Stratejik Ortaklık, Ebedi Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması," üyeler arasındaki güven ilişkisinin her geçen gün sağlamlaştığını gösteriyor.TDT, 2,4 trilyon dolar düzeyine çıkan Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) ve 1,27 trilyon doların üzerindeki dış ticaret hacmiyle dünyanın 10.
büyük ekonomisi konumuna yaklaşmış durumda. Üye devletlerin kendi aralarındaki ticaretin hacmi de 70 milyar doları aşıyor. Bu tutarları yükseltmek amacıyla, Türk Yatırım Fonu kaynaklarının ve uluslararası finans kuruluşlarının olanaklarının aktarılacağı 100 ortak yatırım ve sanayi projesinden oluşan "Türk Dünyası-100" programı ile üyelerin pazarlarını aynı çatı altında birleştirecek Ortak Dijital Ticaret Platformu dahil pek çok yeni girişime yönelik çalışmalar yürütülüyor.Orta Koridor ile kapsayıcı dış politikanın taşıdığı önemTürk Devletleri Teşkilatı ile Orta Koridor, artık birbirleriyle özdeşleşen ve aynı anlamda anılan kavramlar halini almıştır.
Dünya genelindeki tedarik zincirlerinin yeniden biçimlendiği mevcut dönemde Orta Koridor, Türk dünyasındaki bütünleşmenin en stratejik dayanaklarından birini oluşturuyor. Devlet başkanları, Orta Koridor'un yalnızca transit geçiş güzergahı olarak kalmaması gerektiğini, Türk devletlerinin karşılıklı ticaretini büyütmesini ve sanayiyle teknoloji üretiminin geliştirilmesine temel oluşturmasını vurguluyor.
Çin-Kırgızistan-Özbekistan demir yolu projesiyle Zengezur Koridoru'nun tamamlanması, Orta Koridor'un kapasitesine ilave artış sağlayacaktır. Ortaya çıkan kapasiteden verimli biçimde yararlanılması amacıyla "Türk Devletleri Lojistik Kompleksleri Ağı"nın oluşturulması için çalışmalar sürdürülüyor. Kazakistan petrolünün Bakü-Tiflis-Ceyhan hattıyla, Türkmenistan doğal gazının ise Bakü-Tiflis-Erzurum hattıyla bütünleştirilmesi, Hazar geçişli enerji nakil hattı projelerini dünya enerji güvenliğinin odağına taşıyor.Uluslarüstü özellik göstermeyen ve eşitlik, karşılıklı çıkar, egemenliğe saygı ile iç işlerine müdahale etmeme ilkeleri doğrultusunda ortaklık diplomasisinin yürütüldüğü TDT, küresel aktörlerle bağlarında sıfır toplamlı yaklaşımdan uzak duruyor.
Teşkilat, herhangi bir bölgesel örgütün rakibi veya alternatifi ya da üçüncü bir devlete karşı kurulmuş bir yapı olarak kendisini tanımlamıyor. Bunun tersine, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'yle, Avrupa Birliği'nin Küresel Geçit (Global Gateway) stratejisiyle ve "Zengezur Koridoru" adıyla da anılan ABD'nin Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası (TRIPP) projesiyle uyum gösteren çok vektörlü bir anlayış izleniyor.
Rusya'yla devam ettirilen dengeli komşuluk bağları da bölgedeki istikrarın sürdürülmesine katkıda bulunuyor. Güneydoğu Kafkasya'da barış süreçlerine destek verilmesiyle birlikte, İran'la ortaya çıkan gerilimin diplomatik yollarla giderilmesi ve Gazze/Filistin sorununda 1967 sınırları içinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin Devleti esasına dayanan adil çözümün savunulması, teşkilatın küresel meselelere yaklaşımını yansıtıyor.
Bu kapsayıcı ve açık dış politika yaklaşımının kurumsal karşılığını oluşturan "TDT+" formatı, diyalog ortaklıkları üzerinden Teşkilatın istikrar ve refahı yaygınlaştırma stratejisine güç katacaktır.Cumhuriyet'in 103. yılına denk gelen Ankara Zirvesi, temeli 1992'de atılan Türk dünyası bütünleşmesinin zaman içinde niyet beyanları üzerine kurulu bir istişare ortamından, bağlayıcı kararlar üreten uluslararası teşkilat yapısına evrildiğini açıkça gösteriyor.
Türk devletlerinin bağımsızlıklarının 35. yıl dönümünde gerçekleştirilen zirve, ortak tarih, dil ve kültür üzerine kurulan çok boyutlu ortaklığın sürdürülebilir olduğunu ve gelecekte gelişme yönündeki iradenin korunduğunu kanıtlıyor.[Prof. Dr.
Fırat Purtaş, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesinde Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır.]Makalelerde dile getirilen görüşler yazarlara aittir; Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmak zorunda değildir.
